Scarlet Lady gemisi 7 Temmuz'da, programdaki gezi noktası Efes'e birkaç kilometre mesafedeki Kuşadası'na yanaşacaktı. Yanaşmadı. Aydın Valisi kısa süre önce, geminin davranışları "toplumumuzun dokusu ve ahlaki değerlerimizle bağdaşmayan" gruplarca kiralandığını açıklamıştı. Spiegel'in haberine göre gemide, ABD'li organizatör Atlantis Events'in düzenlediği bir yolculuğa katılan, 50 ülkeden yaklaşık 2.700 yolcu vardı. Gemi rotasını Mısır'a ve Girit'e çevirdi.

Tepkiler hızla beklenen çizgilerde ayrıştı. Tepkilerden daha ilginç olan, kararın kendisindeki bir boşluk: Ortada bir hukuk maddesi yok.

Hukuki gerekçenin olması gereken yerde bir kalıp

Bir gemiye limana yanaşma izni vermeyen makam, düzenli işleyişe müdahale eder: liman yeri, gümrük randevusu, kara gezileri önceden ayarlanmıştır. Böyle bir idari işlem normalde bir norma dayanır: tehlikenin önlenmesine, kamu güvenliğine ya da liman işletmesine ilişkin bir hüküm. Türk makamlarının kararında ise hiçbiri yok. Onun yerine bir kalıp var: "ahlaki değerler", "toplumun dokusu". Bu analizin tespiti de zaten bu kalıptır; yan cümlesi değil.

Fark, hukuki bir incelik değil. Bir norm denetlenebilir: Somut olay unsurları uyuyor mu, ayrımcılık yasağı devreye giriyor mu, önlem ölçülü mü? Değer kalıbı ise denetimden kaçar. Yerine getirilmiş ya da getirilmemiş olabilecek bir unsur belirtmez; makamın hoşuna gitmeyen bir tutumu anar. Amacı da tam olarak budur: Ortada madde yoksa, uygulanacak bir şey de, itiraz edilecek bir şey de yoktur.

Türk tarafı için en güçlü argüman kurulabilir. Limanlar egemen topraktır; hiçbir geminin yabancı bir limana yanaşmak gibi uygulanabilir bir hakkı yoktur. Kıyı devleti limanlarına erişimi düzenleyebilir, reddedebilir, koşullara bağlayabilir; bu, geçerli deniz hukukudur ve limanı salt geçişten ayırır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, yetkisi olmayan bir şey yapmış değildir. Bu itiraz bir noktaya kadar ayakta kalır. Çünkü erişimi düzenleme yetkisi, onu yolcuların cinsel yönelimine göre düzenleme yetkisiyle aynı şey değildir. Bir devlet bir gemiyi geri çevirebilir; ancak bunu konukların queer olması nedeniyle yapıp yapamayacağı, kararın değer kalıbıyla yanıtlamak yerine etrafından dolandığı sorudur. Egemenlik, liman erişiminin "olup olmayacağını" kapsar. Her "neden"i kapsamaz.

Burada bir örüntünün konuştuğunu gösteren işaretler

Tek bir olay tesadüf olurdu. Olayın çevresi bunun tesadüf olmadığını gösteriyor. Türkiye, ILGA-Europe'un 2024 Rainbow Ranking listesinde 49 ülke arasında 47. sırada; bu endeks LGBTIQ kişilerin hukuki ve siyasi durumunu yasal düzenleme, koruma hükümleri ve kamusal alan ölçütlerine göre değerlendiriyor. İstanbul'daki Onur Yürüyüşü etkinlikleri 2015'ten beri neredeyse her yıl yasaklanıyor ya da polis tarafından dağıtılıyor; gerekçe çoğunlukla kamu düzeni ve güvenlik oluyor, Federal Siyasi Eğitim Merkezi (Bundeszentrale für politische Bildung) belgeliyor. Hükümetin söylemi sertleşti.

Hepsini birbirine bağlayan kavram "kamu ahlakı"; Türkiye'de bu, boş bir söz değil, bir işletme aracı. Onur Yürüyüşü yasağında güvenlik ve düzen deniyor, Scarlet Lady örneğinde ahlaki değerler; hükümete yakın medyada yerel eş organizatör olarak anılan İstanbul'daki Tekyön barında ise, kapatmayla sonuçlanan bir "düzenlemelere aykırılık" söz konusu, ilgili dernek GGG'nin aktardığı gibi. Üç ayrı kalıp, tek örüntü: Hukuki gerekçe her seferinde denetimi davet etmeyecek biçimde seçiliyor.

Dürüstlük gereği, olayın neyi kanıtlamadığını da söylemek gerekir. Doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından atanan il valilerinin Ankara'nın talimatıyla mı hareket ettiği, yoksa yerel makamların önceden kampanya yürüten hükümete yakın medyanın baskısına mı boyun eğdiği açık değil. Türkiye Turizm Bakanlığı başlangıçta sessiz kaldı. Karar merkezi hükümetten değil, valilikten geliyor. Burada merkezden yönetilen bir kampanya olduğunu ileri süren, kanıtları aşıyor; izole bir idari işlem olduğunu söyleyen ise, işlemin içinde yer aldığı örüntüyü görmezden geliyor. Kanıtlanmış olan örüntüdür, emir komuta zinciri değil.

Bedel olmaması gereken ekonomik bedel

Atlantis Events için bu, 36 yıl içindeki bu türden ilk olay; organizatör bunu emsalsiz olarak nitelendiriyor, FAZ'ın aktardığına göre. Bunun neye mal olduğu ancak tahmin edilebilir: kaçan liman harçları, 2.700 yolcunun yapamadığı harcamalar, bunun yerine Mısır ve Yunanistan limanlarında yapılan kara gezileri. Zararı kimse rakama dökmedi; sezonunu tek bir gemiyle ölçmeyen bir turizm ülkesi için bu rakam zaten küçük olurdu.

Siyasi hesap da tam burada. Ekonomik kayıp gerçek ama düşük; makamın, muhatapları gemide oturmayan bir işaret için katlanabileceği kadar düşük. İşaret içeriye, muhafazakâr seçmene, dışarıya ise hangi hedef kitleyi Türkiye limanlarına rezerve edeceğini artık hesaplayacak olan turizm sektörüne gidiyor. Hesaplanan, gerekçesiz bir reddedilme riskidir; bunun karşısında hiçbir dava işe yaramaz, çünkü onu taşıyan bir madde yoktur. Caydırıcı etki tek olayda değil, öngörülemezliğinde yatıyor.

Olayın bir işarete mi yoksa münferit bir olaya mı dönüşeceği açıklamalarla değil, sınanabilir bir soruyla belli olacak. Aydın Valiliği, kararın yalnızca 7 Temmuz'daki ziyareti ilgilendirdiğini vurguladı. Bu, tarihlendirilebilir: 2027 sezonunda benzer şekilde beyan edilmiş bir gemi Kuşadası'na ya da İstanbul'a yanaşırsa, bu bir tarihe karşı alınmış bir karardı. Kıyı kapalı kalırsa ve kalıp liman idaresinin sessiz uygulamasına sızarsa, 7 Temmuz göründüğü gibi bir duyuruydu. Madde hâlâ yok. Çizgi duruyor.